top of page

BİZİM SANDIĞIMIZ ARZULAR

  • Yazarın fotoğrafı: Gri Psikoloji
    Gri Psikoloji
  • 5 Kas
  • 3 dakikada okunur
ree


Hayatımız boyunca birçok şey isteriz. Başarı, aşk, para, özgürlük, huzur... Bunları arzuladığımızı söyleriz hatta bazen bu arzular uğruna yıllar harcarız. Ama durup gerçekten düşündüğümüzde, bu arzuların ne kadarının bize ait olduğunu ne kadar sorguluyoruz?

“Hindistan'a hiç gitmedim. Ömrümün geri kalanında da gitmeyi düşünmüyorum.Ama bir gün biri gelir ve 'Ey Montaigne, bundan sonra Hindistan'da şu köye girmen yasaktır.' dese, geceleri huzursuz olurum.”diyor, Montaigne.

Bu cümleleri, arzunun doğasına dair sezgisel ama derin bir farkındalık taşırken diğer yandan istemediği bir şeyi istemeye başlayacağını itiraf ediyor dahası, bu yeni arzunun nedenini de iyi biliyor: Yasak.

-       Yasağın doğurduğu huzursuzluk.

-       Sahte bir arzunun içine doğmak.

Ama bu noktada durup sormamız gerek: Eğer Montaigne, o yasak sonrası Hindistan’a gitmek için yıllarını harcasaydı, tüm ömrünü bu yasağı aşmaya adasaydı…Bu onun kendi arzusu olur muydu?Yoksa sadece “ötekinin arzusu tarafından yutulmuş bir direniş” mi yaşardı?

Bir şeyi istemediğimizi bilirken, yasaklandığında ona yönelmemiz düşündürücü bir çelişkidir. Sanki özgürlük, “yasaklananı arzulamak” gibi gelir. Ama tam da burada arzu, kendi rotasını kaybetmiş olabilir. Lacan’ın psikanalizinde "Öteki", dilin, toplumun, ahlakın ve otoritenin temsilidir bu otorite, sadece “yap” ya da “yapma” demez aynı zamanda ne isteyeceğimizi de şekillendirir. İşte Montaigne’in örneğinde yasak, “Hindistan”ı bir arzu nesnesine dönüştürür.Daha önce hiçbir anlam taşımayan bir yön artık içini kemirmeye başlar.Yasak, arzuyu doğurur. Ve bu arzu, Montaigne’in değildir artık. Olsa olsa, yasak koyanın arzusudur. 

Hayatımız çoğu zaman maalesef böyle. Montaigne’in Hindistan örneğinde olduğu gibi çoğumuz hiçbir zaman gerçekten neyi istediğimizi bilmiyoruz.Çünkü arzu, saf bir istek değil ötekinin bakışında şekillenmiş, “olmamız gereken” bir benlikten sızan bir yankı. Evet, belki hiçbir zaman Ötekinin (toplumun, kültürün, ailelerin, sistemin) arzusundan tamamen kurtulamayacağız. Ama mesele kurtulmak değil bunun farkında olup olmamak.

Çünkü bir şeyi bize "yasak" dediler diye bastırmakla, sırf "yasak" dendiği için onun zıddına gitmek arasında aslında büyük bir fark yok.İkisi de aynı merkezin etrafında döner.İkisi de aynı gücün, sadece ters yönlere çevrilmiş versiyonlarıdır.Bizim Sandığımız Arzular

Hayatımız boyunca birçok şey isteriz. Başarı, aşk, para, özgürlük, huzur... Bunları arzuladığımızı söyleriz hatta bazen bu arzular uğruna yıllar harcarız. Ama durup gerçekten düşündüğümüzde, bu arzuların ne kadarının bize ait olduğunu ne kadar sorguluyoruz?

“Hindistan'a hiç gitmedim. Ömrümün geri kalanında da gitmeyi düşünmüyorum.Ama bir gün biri gelir ve 'Ey Montaigne, bundan sonra Hindistan'da şu köye girmen yasaktır.' dese, geceleri huzursuz olurum.”diyor, Montaigne.

Bu cümleleri, arzunun doğasına dair sezgisel ama derin bir farkındalık taşırken diğer yandan istemediği bir şeyi istemeye başlayacağını itiraf ediyor dahası, bu yeni arzunun nedenini de iyi biliyor: Yasak.

-       Yasağın doğurduğu huzursuzluk.

-       Sahte bir arzunun içine doğmak.

Ama bu noktada durup sormamız gerek: Eğer Montaigne, o yasak sonrası Hindistan’a gitmek için yıllarını harcasaydı, tüm ömrünü bu yasağı aşmaya adasaydı…Bu onun kendi arzusu olur muydu?Yoksa sadece “ötekinin arzusu tarafından yutulmuş bir direniş” mi yaşardı?

Bir şeyi istemediğimizi bilirken, yasaklandığında ona yönelmemiz düşündürücü bir çelişkidir. Sanki özgürlük, “yasaklananı arzulamak” gibi gelir. Ama tam da burada arzu, kendi rotasını kaybetmiş olabilir. Lacan’ın psikanalizinde "Öteki", dilin, toplumun, ahlakın ve otoritenin temsilidir bu otorite, sadece “yap” ya da “yapma” demez aynı zamanda ne isteyeceğimizi de şekillendirir. İşte Montaigne’in örneğinde yasak, “Hindistan”ı bir arzu nesnesine dönüştürür.Daha önce hiçbir anlam taşımayan bir yön artık içini kemirmeye başlar.Yasak, arzuyu doğurur. Ve bu arzu, Montaigne’in değildir artık. Olsa olsa, yasak koyanın arzusudur. 

Hayatımız çoğu zaman maalesef böyle. Montaigne’in Hindistan örneğinde olduğu gibi çoğumuz hiçbir zaman gerçekten neyi istediğimizi bilmiyoruz.Çünkü arzu, saf bir istek değil ötekinin bakışında şekillenmiş, “olmamız gereken” bir benlikten sızan bir yankı. Evet, belki hiçbir zaman Ötekinin (toplumun, kültürün, ailelerin, sistemin) arzusundan tamamen kurtulamayacağız. Ama mesele kurtulmak değil bunun farkında olup olmamak.

Çünkü bir şeyi bize "yasak" dediler diye bastırmakla, sırf "yasak" dendiği için onun zıddına gitmek arasında aslında büyük bir fark yok.İkisi de aynı merkezin etrafında döner.İkisi de aynı gücün, sadece ters yönlere çevrilmiş versiyonlarıdır.


Yazar: Sultan AĞIRMAN

 
 
 

Yorumlar


bottom of page